Diyet Mi Yoksa Stres Mi

A. B. D.’ de halk Framingham’ın mesajını almaya başlamıştı.1960’ların ortalarıyla 1970’lerin ortaları arasında yumurta tüketimi yüzde on iki, süt ve kaymak tüketimi yüzde yirmi, tereyağı tüketimi yüzde otuzun üstünde azaldı. Aynı devre içinde kalp krizinden ölümlerdeki artış önce durdu, sonra tersine döndü ve böylece 1975’e gelindiğinde ölüm oranı on yıl öncesinden beşte bir azalmıştı. Aynı zamanda halk daha az sigara içtiğinden ölüm oranındaki değişiklik yalnızca diyetin değişmesine verilemezdi ama en azından bu değişiklik önceki epidemiyolojık bulgular konusunda güven veriyordu.

1970’lerde Stanford Kalp Hastalığı Programı yürütüldü. Kanda kolesterol seviyesi ve yüksek miktarda doymuş miktarda yağ tüketimi gerçekten risk faktörüdür; birçok memlekette yapılan denemeler bunların birinin veya her ikisinin söz konusu olduğu durumlarda kalp krizine meylin arttığını göstermiştir. Ancak bu ikisi doğrudan ilişkili değildir; birçok miktarda tereyağı veya yumurta yemek illa kandaki kolesterol seviyesini yükseltmez.

A. B. D.2de bir zaman için en çok şüphe çeken faktör hareketsiz hayat tarzıydı; otomobillere ve asansörlere aşırı bir rağbet vardı. Dedelerimizin o büyük öğünleri yiyebilmeleri enerjik hayat tarzlarına bağlandı.

1966’da Lancet dergisinde yazılan raporda:’’Uyarıcı olarak egzersiz yapıldığında vücudun hemaostatik sistemi bu durumu telafi etmeyi öğrenebiliyordu. Framingham araştırma ekibinin bu teoriye fazla arka çıkmaması belki şaşırtıcıydı ama onlar risk faktörü olarak şişmanlığı suçluyordu. Ekipten William B. Kanel, ‘’hareketsiz bir hayat tarzı ve aşırı yemenin beraberce’’ hastalığa katkıda bulunduğu fikrindeydi. Fakat egzersizin bir korunma yolu olduğu yolundaki deliller zayıf kaldı

Please follow and like us:

Bu yazıları da beğeneceksiniz !

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir