31 Ağustos 2014

Nasıl bir diyet

Beslenme Uzmanı/ dr. pozitif

Obezite, diğer adıyla şişmanlık, vücutta sağlıklı miktardan fazla yağ depolanması ile ortaya çıkar. Günümüzde gelişmiş ülkelerin pek çoğunda, özellikle de Amerikada, yetişkinlerde en önemli sağlık sorunları arasında ilk sıralarda yer almaktadır.

40-44 yaş arası bireylerde yapılan araştırmalar; normal kilonun 20 üstündekilerde, normal kilodakilere göre ölüm oranı 30-40 daha yüksektir. Yine aynı yaş grubunda, normal ağırlığın 40 üstündekilerde ise; ölüm oranı normallerin 2 katına çıkmaktadır.
Peki şişmanlık neden kaynaklanıyor? Bu sorunun birden fazla cevabı var. Hatta son dönemlerde bir şişmanlık virüsünden bile bahsedilmeye başlandı.


Ama ben özellikle dört temel neden üzerinde durmak istiyorum.

*
Beslenme Bozuklukları: Şişmanlığın bir diğer tanımı “alınan enerjinin, harcanan enerjiden fazla olması”dır. Bu durumda aşırı ve dengesiz besin tüketimi, enerji dengesini aleyhimize döndürecektir.
*
Hareketsizlik: Fiziksel aktivitenin vücut ağırlığı üzerine olumlu etkileri vardır. Hareketlilik, harcanan enerji miktarını arttırdığı için, az önce bahsettiğimiz enerji dengesinin lehimize işlemesine yardımcı olacaktır.
*
Psikolojik Sınıntılar: Psikoloji sorunları bazen fazla yeme, bazen de beslenmenin tamamıyla reddi şeklinde karşımıza çıkabilir. Bu da beslenme davranışları ve metabolizma üzerinde olumsuz etkiler yaratmaktadır.
*
Metabolik ve Hormonal Sorunlar: Maalesef metabolizma hızımız, yaşla birlikte yavaşlamaktadır. Ayrıca vücudumuzda metabolizma hızına etki eden bazı hormonlar vardır. Bu hormonların işleyişinde bir takım sorunlar, yağlanma ve şişmanlığa yol açar.

Günümüzde insanlar şişmanlık sorunundan kurtulmak için yüklü paralar harcıyor. Özellikle davranışlarında yaşam boyu kalıcı değişiklik yapmayı göze alamayan kişiler için, hızlı kilo verme fikrinin dayanılmaz bir çekiciliği var. Uygulanan “mucize” zayıflama programlarındaki başarısızlığa karşın, kolay ve hızlı kilo verme ümidiyle bir başka “mucize” denenmektedir. Sonuçta boşa harcanan paralar, tekrar tekrar alınan kilolar, başarısızlık hissi ve sağlığa verilen zarar. Hatta fazla kilolarımızdan kurtulmak için uyguladığımız diyetler, çoğu zaman verdiğimiz kiloların bize iki misli olarak geri döndürür. Moda diyetleri sürekli deneyenlerde kilo kontrolü çözümlenemeyen, kronik bir hastalığa dönüşmektedir. Demek ki bir yerlerde hata yapılmaktadır.

Peki doğru diyet hangisi?

Öncelikle uygulayacağımız beslenme programının bize uygunluğunu sorgulamalıyız. Ben de size bu akşam bir beslenme programından neler beklememiz gerektiğinden bahsedeceğim.

Bir beslenme programı tamamıyla kişiye özel olmalıdır. Çünkü herkesin zevki ve ihtiyacı farklıdır. Bu nedenle uygulanacak program kişinin sadece yaşına, kilosuna, boyuna, cinsiyetine değil; hareketliliğine, sosyal ve iş yaşamına hatta ekonomik ve kültürel durumuna, sevdiklerine ve sevmediklerine göre düzenlenmelidir.

Beslenme, sağlığı doğrudan etkiler. Bu yüzden program uygulanırken ve uygulandıktan sonra, kısa ve uzun vadede, sağlığı olumsuz etkilememelidir. Çoğu insan, sağlıklı ve dengeli beslenmenin başka, diyetinse bambaşka şeyler olduğunu zanneder; sağlıklı ve dengeli beslenerek zayıflanabileceğine inanmaz. Oysa kalıcı zayıflama ancak bize özel, sağlıklı ve dengeli bir beslenme alışkanlığının kalıcılığıyla mümkündür.

Uygulayacağımız diyet, sadece kilo verdirmemeli, verdiğimiz kiloların kalıcılığını da garantilemelidir.

Hızla verilen kiloların çoğu kas ve sudur.

Bazılarınız, zayıflamak için açlığın iyi bir başlangıç olduğunu düşünebilir. Halbuki gerçek, genellikle bunun tersidir. Ani bir gıda azalması vücudumuzdun milyonlarca yıllık “kıtlığa karşı önlem” mekanizmasını tetikler. Ortanizma, enerjisini daha tasarruflu harcamaya başlar. Her besin öğesini, ileriye yönelik bir tedbir olarak- normal zamanlardaki oranların üstünde- yağa dönüştürüp depolamaya başlar. Burada asıl korkutucu olan; yağ dokusunun kolay depolanması, buna karşılık zor yakılmasıdır. Ve bu süreçte, çok kolay kaybettiğimiz kas dokusunu da bu kadar kolay geri kazanamamaktayız. Tekrar tekrar açlık rejimlerine, moda diyet listelerine inanlar her denemenin sonunda biraz daha yağlı ve biraz daha kassız ve besinleri daha kolay yağa dönüştüren, fakat daha tasarruflu yakan bir vücutla baş başa kalırlar. Sağlıklı ve kalıcı kilo kaybının en önemli göstergesi, kilonun değil, vücuttaki yağ oranının azalmasıdır.


Bir zayıflama programı Pazartesi başlayıp, gelecek veya öteki Salı bitemez. Doğru diyet, hayatımızın sonuna kadar devam ettirebileceğimiz, davranış değişiklikleri ile kalıcı bir hale gelen sağlıklı ve dengeli beslenmedir. Sonuna kadar onunla yaşayacağımıza göre beklentilerimizi ve zevklerimizi tatmin etmelidir. Her zaman her koşulda uygulayabilmemiz için, çeşitli alternatifleri içermeli ve bu alternatifler arasında kendi kendimize karar verebilme yetisini kazandırmalıdır.


Zayıflarken, vücudumuzun da normal işlev gösterebilmesi için gerekli enerji ve besin öğeleri bakımından ihtiyacı karşılanmalıdır. Çünkü her besin öğesinin, vücudumuzda etkilediği ettiği mekanizma farklıdır. Birindeki yetersizlik bir diğerinin çalışmasını olumsuz etkileyecektir. Mucizevi besin ya da ilaç yoktur. Tek tip bir besinle ve yahut da tek bir besin grubuna dayalı diyetlerle sağlıklı ve kalıcı zayıflamak mümkün değildir. Bir beslenme programı çeşitliliği ve dengeyi sağlamalıdır.


Belki de zayıflamaya çalışırken en çok sıkıntı çektiğimiz konu; sevdiğimiz şeylerin yasaklanmasıdır. Şunu soruyu cevaplamanızı istiyorum: “Yasaklı olduğunu düşündüğünüz besinleri hayatınızd
an ne kadar süre uzak tutabilirsiniz?” İnanın hayatınızın sonuna kadar değil. Ayrıca tamamen kısıtlı bir diyet, besinlere olan isteğimizi arttırabilir ve düşkünlüğümüzü daha da körükleyebilir. Önemli olan o besinler de hayatınızda varken nasıl dengeleyebileceğinizi öğrenerek zayıflamanızdır.



Sonuç olarak; eski davranışlarımızı gözden geçirerek, yanlış olanları çıkarıp, değiştirip geliştirebileceğimiz bir yaklaşımla fazla kilolarımızdan kalıcı ve sağlıklı bir şekilde kurtulabiliriz. Davranışlarımız değişmedikçe verilen kiloların geri dönmesi kaçınılmazdır.
Bunun kolay olduğunu kimse söyleyemez. Davranışlarımızı birden değiştirmek, eskilerinin üstüne hemen sünger çekmek. Ama bir yerlerden başlayacaksak, kendimize inanmalı, sabırlı olmalı ve profesyonel yardım almalıyız.

Bu yazı, Ankara Kwani Derneği in davetiyle, dr. pozitifin Kasım 2003 e Ankara Sheraton Oteli deki “Yaşam Kalitesi” sunumundan
derlenmiştir.

Please follow and like us:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir